cindrellaundertheumbrella@hotmail.com
hatice gökçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hatice gökçe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Mayıs 2012 Perşembe

Featured: The Gate

Bu ay Atatürk Havalimanı'nın dergisi The Gate için tasarımcı Hatice Gökçe moda blogları hakkında bir yazı hazırlamış ve bloguma da yer vermiş, teşekkürler!



30 Ocak 2012 Pazartesi

Q&A: Hatice Gökçe

Bana sorarsanız Türkiye'nin en cesur ve yetenekli tasarımcılarından biri... Kendisine sorarsanız tüm mütevaziliğiyle kabul etmeyecektir. Hatice Gökçe sessiz sedasız attığı büyük adımları ve koleksiyonlarıyla cesaretinden, kalitesinden ve çizgisinden ödün vermiyor. Şu sıralar Doreanse markası için hazırladığı organik iç giyim koleksiyonu, IFW'de yer almayışı ve moda sektörü hakkında kısa kısa yorumlarını aldım.


İlk olarak Doreanse için hazırladığınız iç giyim koleksiyonundan bahsedecek olursak, daha önce iç çamaşırı tasarımı yapmadığınızı düşünerek soruyorum, neydi sizi markayla çalışmaya ikna eden?

Body koleksiyonumun bir bölümü aslında iç çamaşırı kategorisine giriyor. Üretim aşaması iç çamaşırı makine parkuruna göre üretiliyor.Neredeyse her sezon üretimini gerçekleştiriyorum. Bu sebeple iç çamaşırı disiplinine çok uzak değilim. Doreanse markası 2000 yılında body koleksiyonumu hayata geçirmeme büyük yardımları olmuş bu konuda vizyon sahibi bir marka. Geçmişe dayanan bu bağı doğaya saygılı bir işbirliğine dönüştürmek istedik. Organik yaşam felsefesi henüz çok yaygınlaşmış olmasa da gönüllü çabalar ile her geçen gün daha fazla dikkat çekiyor.
Modern yaşamla beraber giderek daha fazla maruz kaldığımız kimyasal maddeler, sağlığımızı elimizden alıyor. Doğal kaynaklarımızı hiç bitmeyecekmiş gibi tüketiyoruz. Bugün bu işbirliği için, organik yaşamı yeniden çağırarak hatalarımızı telafi etme girişimi diyebiliriz.





Gördüğüm kadarıyla koleksiyon oldukça yalın ve ihtiyaca yönelik tasarımlardan oluşuyor. Hep merak etmişimdir tasarımcı bu gibi durumlarda, tasarım ve ihtiyaç noktasında ikilemde kalıyor mu?

Amaç doğaya saygılı, insana faydalı ürün sunmak olduğundan tasarımın en yalın, insan ihtiyacını karşılamaya yönelik halini kullanmaktan çekinmedim. Bu sebeple tasarım ve ihtiyaç konusunda ikileme düşmedim.

Doğaya verdiğimiz zararı düşünürsek büyük bir sakinlik ve mütevazilikle her şeyin en doğal, en abartısız, en yalın halini kullanmayı tercih ettim. Konu iç çamaşırı olunca daha fazla titiz olmamız gerekti. Ayrıca organik pamuk ile yapmaya çalışacağımız her türlü tasarım unsuru (baskı gibi, renk gibi ve kullanılacak aksesuar gibi) hepsi organik üretime ters girişimler olacaktı. Organik halinden biraz daha uzaklaştıracaktı.
Öne çıkardığımız konu, koleksiyonda kullandığımız organik pamuğun, konvensiyonel el pamuğuna göre tamamen doğal yöntemlerle üretiliyor olması. Bu sayede doğanın korunmasına destek verilerek sürdürülebilir tarıma da olanak sağlanıyor. Üstelik doğal iplikler, kimyasal katkılı ipliklerden çok daha dayanıklı. Bu koleksiyondaki tüm tasarımlar yüzde yüz organik pamuktan üretildi. Üretiminde hiçbir kimyasal boya kullanılmadı. Doğal ipliklerin bir başka özelliği de bizi serin tutmaları.
Ayrıca organik pamuk üretiminde Türkiye’nin potansiyelini düşünürsek daha çok organik üretim yapıp tüketiyor olmamız çok önemli. Doğal olanı hayatımıza yeniden çağırmayı istiyoruz.


İç çamaşırı koleksiyonu olması dolayısıyla beni ve eminim bir çok kişiyi oldukça şaşırttı. Bir sonraki marka işbirliğinde ne tasarlayıp bizi daha da şaşırtmak isterdiniz?

Yakın tarihte Antalya’daki 6 Barut Otelinin tüm personel giysilerinin, Londra’da açılan Kahve Dünyası’nın personel kıyafetlerinin ve en son Bebek Baylan’ın personel giysilerinin tasarımını yaptık. Kurumsal projeler tasarım ofisi olarak bizim heyecan duyduğumuz projeler oluyor. Şu an çok keyifli, birbirinden farklı 3 proje üzerinde çalışıyoruz. Yakında hepsini paylaşacağız.

8-13 Şubat tarihleri arasında düzenlenecek Istanbul Moda Haftası takviminde isminizi görememek beni oldukça üzdü. Hatice Gökçe’nin başka planları, projeleri mi var? Ya da IFW kapsamında defile sunmak artık sizi tatmin etmiyor mu?

Güzel düşüncelerin için çok teşekkürler.
Oluşumunda ve gerçekleşmesinde katkıda bulunmuş ve halen bulunmakta olan biri olarak IFW organizasyonu benim için çok önemli. Amacına hizmet etmesi için gerekeni yapıyoruz. Koleksiyonların görsel ve yazılı basında birer haber olarak tüketilmesinin yanısıra tüm yurtta ve yurtdışında tasarımların doğru pazarlarda tüketilmesini sağlamak gerekiyor. Bu ise organizasyonun içinde farklı organize bir birimin de yoğun bir biçimde çalışması demek. Bu tarafı henüz yeterince işlemiyor. Özellikle yurt içindeki satın almacıları hala harekete geçirememiş olmasını anlamak çok zor.

Ancak bu Hatice Gökçe olarak uzaklaştığımız anlamına da gelmiyor. Biz Türkiye’deki tasarım hareketinin gücünü bu tür organizasyonlarla gösterebileceğiz. Tasarımcılar olarak daha fazla destek veriyor olmamız gerekiyor. IFW’ye bu sezon katılmama sebebimiz bazı yeni projelerin çok hızlı ilerliyor olması diyebilirim. Bu da bir sezon ara vermemizi gerektirdi. Tatmin etmemesi sebep olamaz çünkü Türkiye’de bir moda endüstrisinden bahsedebilmek için bu yeni oluşumun inatla ve istikrarla devam ettirilmesi gerekiyor.


Moda Tasarımcıları Derneği kurucularından biri olarak Türkiye’de moda sektörünün gidişatı, genç tasarımcılar, koleksiyonlar hakkında neler söylemek istersiniz? Moda başkenti olma çabalarımız işe yarıyor mu?

İstanbul Fashion Week Türkiye’deki moda anlayışının hak ettiği değeri bulmasında büyük rol oynuyor diyebiliriz. Bu etkinlik sayesinde moda anlayışı yerleşiyor ve gelişiyor. Her şeyi yaparken öğreniyoruz bir bakıma. Hem tasarımcı markalarına, hem diğer markalara asıl değerini biçen ve Türkiye’ deki moda anlayışının değerini ortaya çıkaran bir organizasyon olma yolunda hızla ilerliyor. Dünyada da Türkiye’deki tasarım gücüne olan ilgi yavaş yavaş bölgesel konumumuz gereği artıyor. Moda tasarımcıları magazinin elinde kurtuldu, fikir sahibi insanların düşüncelerine yerleşti bu sayede. Ama İstanbul’un sadece bir moda başkenti olması dileği hep söylediğim gibi İstanbul’a haksızlık olacaktır.

Uluslar arası moda tasarımcısı sayısı elbette az. Eğer doğru değerlendirilebilirse ve yönlendirilebilirse Türkiye’de tasarımcı eksikliği de yok. Yeter ki “kendi” gibi algılanabilsin. Bu coğrafyada kalmayı ve burada üretmeyi tercih etmiş tasarımcılar, bu büyük komplekse rağmen bir şeyler yapıyorlar bir şeyleri değiştirebilmek adına. Ancak, ne yazık ki birçok iş gerçek değerini bulamıyor. Maalesef teşvikler de yaratıcılık üzerinden yapılacak ihracata yönelik değil. Ayrıca tasarımcılar arasında hala bir kategorizasyon da bulunmuyor. Hala birbirine karıştırılıyor. Tasarımcıyım diyen herkes aynı kefeye konuyor ve hiç bir eleme yapılmadan birlikte değerlendiriliyor. Daha ikinci defilesini yapmamış tasarımcı, acemilikten profesyonelliğe geçtiğini iddia ediyor. Ve bu kişi hiç eleştirilmeden profesyonel olarak anılıyor. Burada biraz da sizlere görev düşüyor. Övgüde çoğu zaman çok cömert olunması yanlış yönlendirmelere sebebiyet verebiliyor. Bir diğer önemli konu da fikir ihracatı. Biliyor muydun, yurtdışına verdiğim danışmanlıklar ihracata girmiyor! Sadece ürün satıyorsanız ihracat yapıyor oluyorsunuz! Hedeflenen aslında tasarım fikrinin ihracatı iken, bunu gerçekleştiren ihracat yapmış sayılmıyor. Bu konuda muzdaribim.
Türkiye’deki Moda’nın iyi tasarımlardan sonra başka sorunları da var. Bunlara da değinmek lazım...

Moda sektörü hakkında söyledikleri daha yolun ne kadar başında olduğumuzun göstergesi... Hatice Gökçe'ye bu yoğun günlerinde zaman ayırdığı için çok teşekkür ediyorum.

13 Eylül 2011 Salı

Best of IFW

 Daha önce de dediğim gibi bu sene İstanbul Fashion Week'in sadece ilk iki gününe katılabildim. Dolayısıyla en merak ettiğim defileleri kaçırmış oldum. Ama markafoni blog'un hızlı video ve fotoğraf servisleriyle kaçırdığım koleksiyonları telafi etmiş oldum. Benim için bu seneki IFW'nin 3 yıldızı vardı; Deniz Kaprol, Gamze Saraçoğlu ve Hatice Gökçe...

Deniz Kaprol'un ilk solo defilesi Şato'nun yankıları günler öncesinden başladı. Geçen sene yaptığı fallen angels defilesinin üzerine çıkacağını tahmin ediyordum ama bu kadarını beklemiyordum. Modellerin üzerinde bulunan ve ellerinde taşıdıkları organlar takıların aslında insan vücudunun birer parçası olduğu gerçeğini daha iyi yansıtamazdı. Defilenin stylingi, müzikleri, koreografisi belli ki uzun süren çalışmaların ürünü... Türkiye'de takı defilesi yaparak ve sosyal medyada trending topic olarak bir ilki gerçekleştiren Deniz Kaprol'e bir alkış da benden...


Gamze Saraçoğlu tasarımları giymek istemeyecek bir kadın var mıdır yeryüzünde, hiç zannetmiyorum. Kesimleri, kalıpları, ince işçiliği ve uçuşan modelleriyle herkesin rüyalarını süslüyor. Tribute to Kubrick koleksiyonundaki farklı kesimli sırt dekolteleri ve asimetrik kesimli bacak dekolteleriyle birleşen şifon kumaşlar  Gamze Saraçoğlu yine harikalar yaratmış dedirtti.


Ve defile takviminde ismini görür görmez beni heyecanlandıran Hatice Gökçe... Erkek egemen dünyamızda, cennette erkekleri bekleyen hurilere inat kadınları bekleyen Gilmanların da olduğunu hatırlatan harika bir koleksiyon. Swarovskilerle süslenmiş yakalar ve manşetler, perfect cut ceketler ve Hatice Gökçe'nin kendiyle özdeşleştirdiği kargasını anımsatan başlıklar defilenin en dikkat çekici unsurlarıydı. Ve o origami misali katlanmış elbise; uzun süre akıllardan çıkmayacağı kesin...


28 Ağustos 2010 Cumartesi

IFW: Day 3

ÖZGÜR MASUR
IFW'nin en heyecanla beklediğim defilesi Özgür Masur'du. Terziliğini, tasarımlarını hayranlıkla takip ediyorum. Özgür'ün defilesine büyük izdiham olacağını önceden tahmin ederek erken saatte yola koyulduk. Ifw o güne kadarki en kalabalık defileye ev sahipliği yaptı. Aşkı Memnu'da sıklıkla Özgür Masur tasarımlarını giyen Beren Saat de defileyi kaçırmadı. Defile Özge ulusoy'un yer aldığı bir videoyla başladı. Ten dökümü adını verdiği koleksiyonu yine 'Özgür Masur iyiki varsın' dedirtti ama sanırım beklentilerim çok yüksekti ve bazı tasarımları beni pek de tatmin etmedi. Şeker pembesi, bebek mavisi tüllü elbiseler hepimizin yüzünde sevimli bir gülümsemeye yol açsa da ben özellikle pembe tüllerin elbiseleri basit gösterdiğini düşündüm.


Defilenin benim için en ilginç elbiseleri kumaşların boyanarak drape görüntüsü oluşturulduğu tasarımlardı.
Bu açık renkli kumaşların üzeri tüllerle kaplanılan versiyonlarına oldukça aşinaydık.

Soldaki içiçe geçmiş şeritlerden oluşan elbise bana fazlasıyla Hakaan gibi gözüktü. Sırttaki fiyonklara da Topshop'ın elbiselerinde bile rastladık. Elbiseler görünüş olarak tabiki çok güzeller ama yeni koleksiyonda yeni birşeyler görmek bekliyor insan. Dedim ya belki de beklentilerim çok yüksekti:)


HATİCE GÖKÇE
Bir önceki ifw'de ilk kez bayan koleksiyonunu görücüye çıkaran Hatice Gökçe, bu sezon Jön Türkler adını verdiği koleksiyonunda kıyafetlerin hem erkek hem de kadın versiyonlarını hazırlamıştı. İsmiyle bağdaşan koleksiyonları seviyorum. Bu defilede de sanki jön türkler modayı, tekdüzeliği değiştirmeye geliyorlar gibi hissettim ve çok hoşuma gitti. Özellikle ceket detaylarını çok farklı ve özgün buldum.




7 Şubat 2010 Pazar

Istanbul Fashion Week / 4th Day

Dün IFW'nin son günüydü ama benim için ilk ve son günüydü; diğer günler gidememiştim. Bu sene bloggerlara gereken önemi göstererek basın kartı hazırlamışlar, çok da iyi yapmışlar. Öyle ki kapıda cindrella dediğimde umbrella mı diyen görevliler vardı:) IFW'ye bu konuda teşekkür ediyorum...

Image Hosted by ImageShack.us

Image Hosted by ImageShack.us

Hatice Gökçe'nin 'kara karga' adını verdiği koleksiyonu, kargaları anımsatan şapkalarla tanıtıldı. Koleksiyondaki en ilginç parçalar unisex tasarlanan örgü uzun elbiseler ve yine örgü pantolonlardı. Koreografi ve karga sesleri tam bir show havasındaydı, modellerin birden kafalarını çevirip bakmaları çok iyi düşünülmüştü... Sevgili de pantolonlara tam puan verdikten sonra salondan ayrıldık:)

Image Hosted by ImageShack.us

Hakan Yıldırım for Koton defilesi fashion week'in son defilesiydi. Defile saati 21.00 olmasına rağmen 8bucukta neredeyse tüm salon dolmuştu. Koleksiyona canlı, pastel renkler hakimdi. Yüksek bel pantolonlar, şortlar, ekose elbiseler, hacimli kazaklar, yün taytlar, upuzun renkli atkılar, yeşil, mor, bordo çoraplar, yelekler koleksiyonun çoğunluğunu oluşturuyordu. Didem Soydan defilenin en iyi mankeniydi bana göre, Tülin Şahin ise yürüyüşüyle fazlaca dikkat çekiyordu ve rahatsız ediciydi...


Image Hosted by ImageShack.us



Image Hosted by ImageShack.us

İstanbul moda haftasının gittikçe daha da olgunlaşması, yeni isimleri tanıtmanın yanı sıra yurtiçinden ve yurtdışından usta tasarımcıları ve markaları ağırlaması gerekiyor. Organizasyon aynı isimlerin etrafında döndükçe hem adını duyuramaz hem de çekiciliğini yitirir. Artık tüm dünyanın adını bildiği Hüseyin Çağlayanı görmeyi kim istemez ki? Ya da Dice Kayek markasının tasarımcıları Ayşe-Ege Ece'yi? Tasarımcılarımız organizasyona çağırılmamakta mıdır yoksa bize küsmüşler midir? Bir başka konuda mekanlar! Organizasyonların yapıldığı yerler bence talebi karşılayamamaktadır. Taşkışla'nın koridorları çok dar kalırken, Santral'in giriş çıkışları ve bekleme salonları yeterli değildi... Dilerim ki Istanbul Fashion Week bir kaç sene içinde dünya moda haftaları listesindeki yerini alır ve biz bloggerlar da organizasyonlara gidip eleştirecek birşey bulamadan geliriz:)

PS. Fashion week'de 4 gün boyunca neler olup bitmiş, fotoğraflar ve yorumlarıyla styleboom'da bulabilirsiniz...

Twitter Updates